Ehl-i Sünnet Müdafaası

Ehl-i Sünnet Müdafaası

Bu sayfayı hazırlamaktaki maksadım "Ehl-i sünnetin müdafaası" için bir bilgi ve belge bankası meydana getirmektir. Faydalı olacağı ümidi ile başladım. Allahü teâlâ hâlis niyet, hayırlı netice ve muvaffakıyet nasib etsin. Bu sayfayı ziyaret eden kardeşlerimden hayır dualarını istirham ederim. (Daha fazla bilgi için sayfanın altına bakınız.)

Tüm Yazılar

19 Haziran 2007 Salı

Suudi Arabistan ve Vehhabîlik

Doç. Dr. Mehmet Ali Büyükkara’nın İhvan’dan Cüheyman’a Suudi Arabistan ve Vahhabilik[İstanbul; Rağbet yay., 2004 ] Adlı Eseri

Tanıtım: Adem Arıkan

Kitap, Vahhabîlik, onun siyasi neticesi Suud devleti, bu devletin kuruluş aşamasındaki temel teşkilatı olan ihvan hareketi ve tasfiye edilmesine rağmen 1979’da Kabe’de Cüheyman eylemi ve onun İhvan ideolojisini konu edinmektedir. Kitabın özellikle batılı kaynaklar kullanılarak yazıldığı görülmektedir. Bu durum uslubu da etkilemiştir. Oldukça canlı ve sürükleyicidir. Çok da uzak olmayan bir tarihten başlayan olayların içinden geçerken insan siyasetin, ihanetin, taassubun ve bedeviliğin nefesini yanıbaşında hissediyor. Bazı şeylerin anlaşılması, yerine oturması kolaylaşıyor.

Tamamı kılıçtan geçirilen şehir-kasaba ahalileri... Namaz kılacak kadar bile sure bilmeyen, diğerlerinin her yaptıklarını şirkle yaftalayıp katleden ve bunu cihad adına yapanlar. Osmanlı elindekileri aldıktan sonra İngilizlerlerin himayesindeki yerlere ulaşınca... yağmalayacak, katledecek şehir sıkıntısı çekenler. Çapuldan elde edilecek gelir azalınca kendi imamlarına baş kaldıranlar.

Siyasetin dinden yararlanmasının tam da örnekleri. Dindarlık adına harekete geçirilen kitleler ve ihtiyaç bitince tasfiyesi. Petrol ile gelen zenginlik ve israfın zirvesi. Şirke yapılan vurgu... buna karşılık Suud ailesi, imamları İbn Abdulvehhab ve İbn Teymiyyelerin sözlerinin kesinliği, karşı gelinemez yücelikleri. Bu kitaptan akılda kalanlar:

Muhammed b. Abdulvehhab, Vahhabiliğe adını ve şeklini veren isimdir. 1703’te Uyeyne’de doğmuştur. Eğitiminden sonra yaptığı konuşmalar ve faaliyetler, gittiği yerlerde tepkiyle karşılanmasına sebep olmuştur. Sonunda 1744’te bu günkü Riyad’ın bir banliyösü durumundaki Deriyye’de Abdullah b. Suud ile anlaşmıştır. Bu, Suud Devleti için de en önemli aşamadır. Daha sonra çeşitli el değiştirmeler ve yıkılıp tekrar kurulmalar olmuştur. Bu gün yaşayan devlet, üçüncüsü olup, 1902’de Riyad’ın alınmasıyla başlatılmaktadır.

Tevhîd, Vahhabi doktrinin ana temasını oluşturur. Onlar, tevhidi çeşitli alt gruplara ayırırlar. Diğer müslümanlar hakkında yargıda bulunurken en çok başvurdukları esasları tevhid-i amelidir. “Tevhid-i ameli, inanç boyutundaki tevhidin bizzat yaşayışta tezahür etmesidir. Çünkü iman ile amel bir bütündür. Tevhidin gereklerini yerine getirmeyen ve bid’atten sakınmayanlar şirkten kurtulamazlar. Bu nedenle bir Vehhabi için bir kimsenin gerçek mümin olup olmadığını anlamak hiç de zor değildir.

Vaaz ve irşad yoluyla şirk ve bidatten vaz geçmeyen insanlar, imamın verdiği yetki ve sağladığı güç sayesinde zor kullanılarak doğru yola getirilirler. Vahhabiler tarihte Şiiler, Hicazlılar, Osmanlılar gibi müslüman unsurlarla devamlı savaş halinde olmaları, söz konusu prensip gereğince yapmaları gereken cihadın bir neticesiydi. Vahhabi görüşleri kabul etmeyenler canları ve malları helal sayılır.

Riyad’ı 1902’de Reşidoğulları’ndan geri alarak, tarihteki ilk iki devletlerinden sonra yeni bir devlet kurmayı başaran Abdülaziz b. Suud, hicre adı verilen yeni inşa edilmiş köy ve kasabalarda, 1912’den itibaren Necd’eki çeşitli kabilelerin mensuplarını yerleştirdi, kendilerine ihvan denilen bir teşkilat oluşturdu. Böylelikle öncelikle göçebe kabilelerin önemli bir bölümü daimi iskana tabi tutulmuş, kabileler arası ganimet amaçlı yağmalama, kavga ve savaşlar önlenip, iç barış amaçlanmıştır. Ziraati öğretip, bunun için gerekenleri sağlamak suretiyle İhvan, toprağa bağlamak ve onlara düzenli bir hayat temin edilmek istenmiştir. Açlıktan kurtuluş ve düzenli bir gelir umudu kabileleri de yerleşime motive etmiştir. Ziraatten hiçbir zaman yeterli verim elde edilememiş, cihad gelirleri ve Suud ailesinin desteğine ihtayaç her zaman devam etmiştir.

Bu hicrelerdeki camilerde yoğun bir Vahhabi eğitimi verilmiş, şirkin ortadan kaldırılması ve Vahhabi imam İbn Suud’a Allah için itaat işlendi. Şimdiye kadar kendi kabileri ve çapul için savaşan bedeviler, bundan sonra din kardeşleriyle beraber cihad edeceklerdir. Bu durum İbn Suud için büyük bir askeri güç meydana getirdi. Taassub, kendilerinden olmayanları gayrı müslimler gibi şiddet düzeyinde dışlama, ilk defa karşılaştıkları modern araç gereçleri dini gerekçelerle tepkiyle karşılama, kendilerine özgü giyim kuşam, ihvanın temel vasıflarıdır. Fanatik savaşçıların rakiplerine gösterdikleri şiddet ve acımasızlıkları, İhvan için karşı konulamaz bir kuvvet imajı oluşturdu. Osmanlı, Reşid Oğulları ve Hicaz’daki Şerif sülalesinin askeri güçleri İhvanla baş edemediler.

Birinci dünya savaşı sırasında İbn Suud, İngilizlerile ittifak edip Osmanlı karşısında yer aldı. İngilizler hiç olmazsa Ehl-i Kitap, diğer müslümanlar ise müşrik muamelesi görmektedir. İhvan, Osmanlılar ve Reşid oğulları üzerine sevkedilmiş, İngilizlerin himayesindeki Kuveyt, Irak ve Ürdün’e saldırılar ise İbn Suud’un engeline takılmıştır. Yine İbn Suud, ihvan ve liderlerini göz önünde olan Hicaz’dan ve yeni yönetminden dışlamıştır.

Cihat ganimetlerinden mahrum kalmalarından dolayı bozulan ekonomik durumları ve bir imamdan bir sultana dönüşmüş İbn Suud yanında söz haklarını büyük ölçüde yitirmiş ihvan liderleri, geleceğe yönelik endişeye düşmüş ve isyana başlamıştır. İbn Suud’a dini içerikli uyarılar gönderilmiş, bu uyarılar yerine getirilmesine rağmen ihvan muhalefeti kesilmemiş, bilakis yükselişe geçmiştir. Bunun neticesinde 1930 yılında yapılan savaşla, bir zamanlar devletin en büyük gücü olup kullandığı ihvan, askeri yöntemlerle tasfiye edilmiştir.

Bu tasfiyeden sonra Suudi Arabistan için yeni bir dönem başlamaktadır. Vahhabilik resmileşmiş, ehlileştir. Ulema kurumsallaştı. 1938’de ülkede petrolün bulunması gelişmeleri hızlandırmıştır. Gelişen ekonomi, sosyal değişimi getirdi. Yabancı düşünceler ve yeni hayat tarzları Vahhabi ulemanın devlet ve halk ile olan ilişkisinde değişmelere neden oldu. Hicazdaki Osmanlı’dan kalma miras da değişime katkıda bulundu. Petrol şirketi Aramco önemli katkılarda bulundu. İstihdam arttı. İdare çalışma ve ticarette hukuk, sisteminin değişen şartlara uydurulduğu görüldü. Dini alanlarda da katı Necdiler yerine, Hicazlılar geçmiye başladı.

Özellikle Suud b. Abdülaziz dönemi israfın artmasına sebep oldu. Kral Suud, ulemanın fetvasıyla azledildi. Gerçi bu, her şey bittikten sonra ulemanın meşrulaştırması sayılmaktadır. Kral Faysal’ın dönemi ise devletin ideolojisinin Vahhabilikten İslamcılığa dönüşü olarak değerlendirilmektedir. Ülkede açılıp yurt dışından öğrenciler öğrenci yoğunluklu şeriat fakültesi ve İslam Üniversitesi, Rabıta, İslam Konferansı örgütü gibi gelişmeler ve yürürlüğe koyduğu meşhur petrol ambargosu sayesinde Faysal, birden İslam çevrelerinde zirveye çıkmıştır. Bu dönemdeki bu tip politikalar, Vahhabiliğin sivri yanlarını törpülediği savunulmaktadır. Kral Faysal, bir suikastte öldürülmüştür.

Onun yerine geçen Kral Halid döneminde ipler Fahd’ın elindedir. Amerikan yanlısı dış politika izlemektedir. Onun bu tutumu ülke içinde ve dışında yoğun eleştirilere sebep olmuştur. İran’da meydana gelen devrim, en fazla Suudi yönetimini endişelendirmiştir. Nitekim henüz bir yıl geçmeden Şiilerin yoğun oldukları doğu eyaletinde, Şii bir örgüt tarafından organize edilen bir isyan meydana gelmiştir. Bu isyanda İran’ın devrim ihracı siyasetinin etkisiyle birlikte, Şiilere karşı uygulanmakta olan ayrımcılık ve gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi bir çok sosyal sorun da etki etmiştir. Etkili Vahhabi çevrelerin tenkidleri göz ardı edilerek Şiilerin dini, sosyal ve ekonomik taleplerinin bir kısmı acil cevap verilmiş, ortam yumuşatılmıştır. Taleplerine belli ölçüde karşılık bulan Şiiler de Şii örgütlerin radikal çağrılarına rağmen olayları sürdürmemiştir.

Aynı günlere rastlayan Cüheyman ve grubunun Kabe baskını ise doğu eyaletindeki ayaklanma ile organik ve ideolojik bir bağlantısı yoktur. Cüheyman katıksız bir Vahhabidir ve Şiiler hakkındaki görüşleri oldukça dışlayıcıdır. Kendini 1920’li yıllarının ihvanının devamı olarak görmektedir. İhvan-ı Müslimin türü akımlarla da ilgisi yoktur. Onun ve arkadaşlarının Mesihle ilgili rivayetlerin peşine düşmüştüğü görülmektedir. Medine İslam Üniversitesi öğrencisi olan Cüheyman ve arkadaşları, hocaları ve üniversite rektörü Şeyh İbn Baz’ın devlete itaatkar Vahhabi çevreden olmakla birlite kullandığı siyasi, radikal, selefi söylemlerinden etkilenmişlerdir.

Hiç yorum yok:

Yazıların Kaynakları

Bu sayfadaki yazılar genel olarak şu iki kategoriden birine girmektedir:
1. Gazete, dergi veya kitaplardan alınmış kısımlar veya makaleler. Bunların yazarları ve hangi kaynaktan alındığı açıkca belirtilmiştir. İstifadeli olduğunu ve mühim bilgiler ihtiva ettiğini düşündüğüm yazıları -muhtevalarını değiştirmeden- buraya aldım. Bu tür yazılarda ifade edilen görüşler yazarlarına aittir.
2. Kendi araştırmalarıma dayanan, çeşitli kitaplardan ve makalelerden istifade edilerek derlenmiş yazılar. İstifade edilen kaynaklar listelendikten sonra genellikle "Hazırlayan: Murat Yazıcı" ifadesi yazının sonuna eklenmiştir.
Bu sayfadaki yazıların mühim bir kısmını çeşitli forumlarda yayınlamıştım. Bu tür yazılarımı düzeltmeler ve ilaveler yaparak burada toparladım. Gerektiğinde eski yazılara yeni belge ve bilgiler ekliyorum.
Not: Sayfanın sol üst köşesindeki rakam, 3 Ocak 2009'dan bu yana bu sayfanın kaç kere görüntülendiğini göstermektedir. Bu rakama blog yöneticisinin girişleri dahil değildir.

Yazıların Kullanım ve Dağıtımı Hakkında

Bu sayfadaki yazıları kopyalayabilir ve kullanabilirsiniz. Buradaki herhangi bir yazıyı başka bir sitede yayınlarsanız, bu sayfaya ( http://muratyazici.blogspot.com/ ) bağlantı vermenizi rica ederim. Zamanla ilave başlıklar eklemenin yanı sıra, mevcut başlıklara da yeni belgeler eklemeyi planlıyorum. Bu sayfaya bağlantı verildiği takdirde, her okuyucu ilgilendiği yazının en yeni haline ulaşma imkânına sahip olacaktır.

İrtibat

Teklif, tavsiye, düzeltme ve ikazlarınızı (E-mail) adresimi kullanarak bana duyurabilirsiniz: yazici.murat95@yahoo.com.tr. Yazdıklarınızı başkalarının da görmesini isterseniz, ilgili yazıya "yorum" gönderebilirsiniz. Yorumlar gönderildikten ancak bir süre sonra sayfada yayınlanabilmektedir. (Not: Soru sormak için lütfen yorum göndermeyiniz; yorumların çoğunu yayınlayamıyorum. Ancak e-mail mesajlarının hepsine cevap veriyorum.)