Ehl-i Sünnet Müdafaası

Ehl-i Sünnet Müdafaası

Bu sayfayı hazırlamaktaki maksadım "Ehl-i sünnetin müdafaası" için bir bilgi ve belge bankası meydana getirmektir. Faydalı olacağı ümidi ile başladım. Allahü teâlâ hâlis niyet, hayırlı netice ve muvaffakıyet nasib etsin. Bu sayfayı ziyaret eden kardeşlerimden hayır dualarını istirham ederim. (Daha fazla bilgi için sayfanın altına bakınız.)

26 Aralık 2009 Cumartesi

İbni Teymiyye'nin Allahü teâlâya Mekân ve Sınır İsnad Etmesi

Hanefî fıkıh alimlerinden, İmam Ebû C'afer et-Tahâvî'nin (vefatı m.933) rahimehullah yazdığı ve mezhebin üç büyük imamının itikadî çizgisini yansıtan "Akîde"de şöyle denmektedir:

هذا ذكر بيان عقيدة أهل السنة والجماعة…. ومن وصف الله بمعنى من معاني البشر فقد كفر…. وتعالى الله عن الحدود والغايات والأركان والأعضاء والأدوات…. لا تحويه الجهات الست كسائر المبتدعات…. ولا نخوض في الله

"Bu Ehl-i sünnet vel cemaat akaidinin zikrinin beyanıdır... Kim Allahü teâlâyı beşer sıfatlarından biriyle vasıflandırırsa muhakkak kâfir olur... Allah, varlığı için birtakım sınır ve son noktalar bulunmasından, erkân, aza ve edevattan yüce ve beridir. Mahlukatı ihata eden altı yön O'nu ihata edemez...Allah'ın zatı hakkında derine dalıp düşünmeyiz/konuşmayız."

Molla Aliyyülkârî rahimehullah diyor ki:

"Allahü Teâlâ'nın cisim olduğunu, mekânı bulunduğunu, Allahü Teâlâ üzerine zaman geçtiğini söyleyen kimse de kâfirdir. Böyle bir kimse için iman hakikati sabit olmamıştır.... Allah bir mekânda değildir. Yukarıda değildir, aşağıda değildir, başka cihetlerde değildir. Allahü Teâlâ üzerinden zaman geçmez. Allah bir şeyin içine girmiş değildir, bir şeyin mahalli de değildir." (Fıkh-ı Ekber Şerhi)

Daha fazla bilgi için, bu blogdaki "Allahü teâlâ için mekân veya yön söylemek caiz değildir" başlıklı makaleme bakınız.

Ehl-i sünnet alimlerinin bu açık beyanlarına rağmen, İbni Teymiyye'nin kitaplarını okuyanlar arasında "Allahü teâlâyı yaratıklara benzetmek" temayülünün ve başka sapık görüşlerin yayıldığını görüyoruz.

Ebu Hamid bin Merzuk rahimehullah İbni Teymiyye'nin bozuk sözlerini geniş olarak ele almış ve reddetmiştir. Bera'atü'l-Eş'ariyyin isimli eserinden ufak bir kısmı burada vermekde fayda görüyorum:

İBN TEYMİYYE'NİN ALLAHÜ TEÂLÂ'YA SINIR VE MEKÂNINA DA SINIR OLDUĞUNUN İSBATI HAKKINDA BÂTIL SÖZÜ

[İbni Teymiyye] Yine mezkur kitabın [Minhacu's-Sünne'nin] c. 2, s. 29'da (min muvafati sarihi'l makul li sahih el-menkul) bahsinde der ki:

“Allahü teâlâya bir had (ölçü) olup, ondan başkası miktarını bilmiyor. Haddinin sonu tasav­vur edilmesi hiçbir kimseye caiz değildir. Ama haddi olduğuna ina­nacak ve hakkındaki bilgiyi Allahü teâlâya havale edecektir. Allah'ın mekanı için de had vardır. Allah Arş'ının üzerinde, göklerin üstündedir. İşte bu iki durum, O'nun iki haddidir (sınırıdır).”

İbn Teymiyye'nin bu sözleri hakkında derim ki: "Allah için had vardır, mekanı için de bir had vardır?" dediği bu iki sözünde, Rab­bi için cisim isnad ettiğinde, acaba akıllı kimse tereddüt eder mi? Allahü teâlâ ve tekaddes onun dediği bu yalanından uzaktır. Yine akıllı kimse, İbn Teymiyye'nin, "Onun bir haddi olup kendisinden başka kimse bilmez", kavlinden taa "Onun mekanı için de bir had vardır" kavline kadar dediği bu tabirinin arasında hata ve çelişki olduğunda tereddüt eder mi? Bu söz, "Allah'ın cismi vardır, ondan başka hiç kimse cismini bilmiyor" tabirinin benzeridir. Allah'a had isbatlamak, O'na mekan olduğunu söylemek, ancak şeytandan gelebilecek bir kuruntudan başka bir şey değildir.

Allah'ın Kitabı, Peygamberinin sünneti, salih selef ile bütün Müslümanlar, İbn Teymiyye'nin bu hezeyanından uzaktırlar. Alla­hü teâlânın miktarı için (onun dediğine göre) bir had vardır ve mekânı olan Arş için de, bir had olunca, kendisi Arş'ın üzerindedir. Yalnız dört parmak kadar üzerinde kıyamet günü Muhammed sallallahü teâlâ aleyhi ve sellemi oturtacak bir yer boşluğu bırakır de­miş ve Teymiyyeci hocalar da Kur'an-ı Kerim'in bir ayet-i celilesinde geçen Makam-ı Mahmud'un bundan ibaret olduğuna itikad ediyor­lar, denilince, Allah'ın haddini O'ndan başka kimse bilmez diye na­sıl iddia ediyor? Allah alt taraftan Arş'ın sathına temas ediyormuş ve kendisi dört parmak kadar Arş'tan küçükmüş! Allah'ın sağ ve sol yanları olduğunu iddia ediyorlar. Allahü teâlâya olan haddin­den ancak yukarı cihetini bilmemişler ki, işte İbn Teymiyye'nin Allahü teâlâdan başka hiç kimse onu bilmez dediği had budur. Dille­rin hata söylemesinden, kalblerin yanlış düşünmesinden Allah'a sı­ğınıyoruz.

“Allah, Arş'ın üzerindedir (üzerinde oturmuştur)”, diye yukarı­da geçen sözü, yine yukarıda geçen “Allah, yaratıklarından ayrıdır”, dediği sözünü nakz etmektedir. Çünkü Arş da mahlukattandır. İddiasına göre, Allah Arş'ın üzerindeki oturması, ondan ayrı olma­sına muhalif olur.

“Göklerinin üstündedir”in iki manası vardır. Şöyle ki: Bundan maksadı, Allah'ın Arş'ı göklerin üstündedir ise, bu açık bir haber­dir. Zira Arş'ın göklerin üstünde olduğunu Müslümanlar da bilir. Bundan bahsetmesine lüzum yoktur. Şayet maksadı Allahü teâlâ Se­maların üstündedir demek ise, Allahü teâlâ, Arş'ın üzerinde otur­muş değil, Arş'ın altında olması lazım gelir. Çünkü Arş semaların üstündedir. İşte bu kavli hem yanlış hem de mana itibariyle çeliş­kilidir.

“İşte bu durum onun iki haddidir” kavli, fasiddir. Zira bu batıl tabirine göre, Allahü teâlânın beş ciheti (yönü) lazım gelir. Birisi, mekânı için, dört cihet de: alt, sağ, sol cihet ile, kendisinden başka kimsenin bilmediği üst cihetidir. Dillerin hatalı söylemesinden, akılların yanlış düşüncesinden Allah'a sığınıyoruz.

İBN TEYMİYYE'NİN HERKES, ALLAH'IN ZÂTINI VE MEKÂNINI CEHMİYE TAİFESİNDEN DAHA İYİ BİLİR, DİYE BÂTIL İTİKADI VE ALLAHÜ TEÂLÂNIN ONUN BU YALANINDAN MÜNEZZEH OLDUĞU

Mezkur kitabının 30'uncu sahifesinde,

“Herkes, Allah'ı ve Allah'ın mekânını Cehmiye taifesinden daha iyi bilir”

tabiri nedeniyle, İslam ümmetinin cumhuruna karşı çok iftiracı ve cânidir. Zi­ra, Cehmiye taifesinden maksadı, Eş'arilerdir. Bu da onlar hakkın­da ikinci bir iftirasıdır ki, çok bilgili olan İslam âlimlerinden müteşekkil büyük bir cemaate Cehm b. Safvan'ın re'yini isnad ederek onları Cehmiyecilikle lakaplandırmıştır. Halbuki, Cehm b. Safvan, H. 128'de ölmüş ve onun çürük itikadı da beraberinde mezara gitmiş, hiçbir tabii de yoktur. Ve ona mutabeat edilmesine de layık de­ğildir. İbn Teymiyye ile İbn Kayyım'ın tabirlerinde çok geçen bu Cehmiye lakabından maksatlan, Eş'ariyye taifesidir. Çünkü Eş'ariler, Dimaşk'ta onunla yaptıkları münazarada kendisini susturmuş ve Kahire'de toplanan meclislerine de katılmamıştır. Nerede kaldı ki, onlarla münazara edebilsin. Bu sebepten İbn Teymiyye, onları tekfir etmek, Cehmiyelikle lakaplandırmak, çeşitli kötü sövmelerle onlara sövmek, kendini ibadete verip zamanın emirlerinin sevgisini kendine doğru çekmek üslübu cihetine giderek bu çeşit yollarla yüksek dağlara benzeyen o âlimleri·zayıflatacağını zannetmişti. Halbuki takip ettiği bu üslublar, ancak geri kafalı insanlar ve benzerlerinin pazarlarında değerlendirilmektedirler. İbn Teymiyyeci hocalardan başka bütün İslam âlimleri, Allahü tebareke ve teâlâyı ölçülmekten ve mekândan tenzih edip, Allah'ın hakikatini bilmekten hasıl olan aczi müdriktirler. Ve zâtının hakikatı hususunda, derin düşünmek de, Allah'a şerik koşmaktır, diyorlar.

KUR'AN-I KERİM, MEŞHUR VE MÜTEVATİR HADİSLER, İLK ULEMA VE TABİİN İLE 3'üncü ASRIN BÜTÜN ÂLİMLERİNİN KELÂMLARI, ALLAHÜ TEÂLÂNIN ARŞ'IN ÜZERİNDE OLDUĞUNA DAİR TABİRLE DOLUDUR DİYE İBN TEYMİYYE'NİN BÂTIL İTİKADI

İbn Teymiyye yazdığı risalenin 194'üncü sahifesinde Allah'ın yaratıkların üstünde olduğu bahsinde der ki:

“Şüphesiz Kur'an ve yaygın mütevatir hadisler, ilk âlimlerin ve tabiin'in ve hatta üçüncü asrın bütün âlimlerinin kelâmları, Allah'ın yüksekte Arş'ının üzerinde olduğunun isbatı hususunda çeşitli delillerle doludur.”

Derim ki: İbn Teyıniyye'nin bu tabirinde, korkutucu, şaşırtıcı ve itiraz edilir şeyler var. Avam tabakasıyla benzerleri için korkutucudur. Zira onlar, Kur'an ve meşhur hadisler ... diyerek İbn Teymiyye'nin bahsettiği şeyi işittikleri zaman korkar ve etkilenirler. Halbuki bu sözler, tahkik mihengine arz edilirse, ilk bakışta İbn Teymiyye'nin itikad ettiği gibi Kur'an'ın bazı ayetlerinin izahından, Allah'a üst cihet olduğu çabuk akla gelmekte ve bazı ayetlerde de zahire göre üst cihetin aksi anlaşılmaktadır. Peygamber'in (aleyhisselam) meşhur hadislerinin durumları da böyledir. Meşhur olan hadis, bazen sahih, bazen de zayıf olur. Sünnette mütevatir hadisler pek azdır. İbn Teymiyye'nin, tahmini olarak söylediği ve Kur'an ile hadisle, ashaba, tabiine ve bütün üçüncü asrın alimlerine isnad eylediği bu sözlerle miskin avam tabakasını şaşırtıp inançlarını ifsad etmesi, bu izahtan zahir oldu. Şayet doğru ve muhakkik bir zat olsaydı, Allahü teâlânın Arş'ın üzerinde olduğuna dair Kur'an-ı Kerim'den istihrac ederek, delaletin üç nev'i olan mutabakat, tazammun ve iltizami nev'ilerden hiç olmazsa üç misal getirecekti. Ve iddiasına dair yine sahabeden (Allahü teâlâ onlardan razı olsun) ve tabiinden sahih senedler nakledecekti. Keza tabiinin tabilerinden de naklederdi. Ta ki, o delil ve nakillere bakılıp düşünülsün. Lakin kendisi, Allahü teâlânın Kitabına, Resulü'nün sünnetine, salih selefler ile diğer asırlann ulemasına karşı iftiracı ve şaşırtıcı bir tavır almaktadır. “Delaletin nev'ileriyle” kavlindeki tenakuz (çelişki) de açıktır. Çünkü, delaletin üç nev'i de, mantık ilminin mukaddimesindendirler. Halbuki kendisi mantık ilminin okumasını, öğrenmesini haram kılmıştır.

Yine yukarıda adı geçen risalesinde (sahife 200), Allahü teâlânın Arş'ın üzerinde oturması hususunda, aklın açıkça düşünmesi, o hususta varid olan nakillere uygundur, diyor.

Yine mezkur risalenin 202'nci sahifesinde batıl olarak demiş ki: “Gece ve gündüz, kalbleriyle Allah'a teveccüh edip O'na gizli olarak yalvaran sahabe ve tabiin sınıflarının, Allah'ın yaratıkların üzerinde olduğuna dair sorulacak sualden yüz çevirmeleri tasavvur edilemez”.

Aynı risalede kendi hevasına göre, istiva kelimesini tefsir ederken, Malikilere, bilhassa ilk zamandaki âlimlerine, "Onlar, Allahü tebareke ve teâlânın bizatihi Arş'ının üzerinde bulunduğuna dair Ehl-i sünnet ve'l-cemaatin icmaı olduğunu hikayet ediyorlar” diye iftira etmiştir.

Aynı risalenin 213'üncü sahifesinde, “Bu hususta Ehl-i sünnet ittifak etmişlerdir”, diyor.

Yine o risalenin 209'uncu sahifesinde, “Allahü teâlânın haddi (ölçüsü) olduğu hikayesi Abdullah b. el-Mubarek'e isnad edilmiştir.” diyor. Bu, İmam İbnü'l-Mubarek hakkında bir bühtandır. Yine diyor ki: “Bu sahih bir görüş olup Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuye ile bir değil, birçok imamlardan sabit olmuştur.”

"Bu sahih bir görüştür" dediği şey, yalnız onun ve mücessime fırkasından olan hocaların görüşüdür. “Ahmed b. Hanbel ve İbn Rahuye'den sabittir ...” kavli, bu iki imam hakkındaki ikinci bühtandır. Yukarıda geçen, üç imama yaptığı yalanı kafi gelmemiş gibi, “bir değil, birçok imamlardan ...” diye adeti üzere genel tabirle bahsetmekte, başkalarını şaşırtmak için, “imamlardan yalnız bir değil” gibi bir cümle kullanmaktadır.

Ebu Hamid bin Merzuk, Bera'atü'l-Eş'ariyyin, Bedir Yayınevi, 1994; s.449-452.

İLAVE: Yukarıda İbni Teymiyye'nin şu ifadesi naklediliyor:

“Allahü teâlâya bir had (ölçü) olup, ondan başkası miktarını bilmiyor. Haddinin sonu tasav­vur edilmesi hiçbir kimseye caiz değildir. Ama haddi olduğuna ina­nacak ve hakkındaki bilgiyi Allahü teâlâya havale edecektir. Allah'ın mekanı için de had vardır. Allah Arş'ının üzerinde, göklerin üstündedir. İşte bu iki durum, O'nun iki haddidir (sınırıdır).”

İbni Teymiyye'nin bu sözü en az bir kitabında daha tekrar ettiği anlaşılıyor:

http://arabic.islamicweb.com/Books/taimiya.asp?book=362&id=460

قال ابو سعيد والله تعالى له حد لا يعلمه احد غيره ولا يجوز لأحد ان يتوهم لحده غاية في نفسه ولكن نؤمن بالحد ونكل علم ذلك الى الله ولمكانه ايضا حد وهو على عرشه فوق سمواتة فهذان حدان اثنان

Kaynak: İbni Teymiyye, Der'u Te'ârudi'l-Akl ve'n-Nakl, 2/57. (Bu bilgi buraya 4 Ocak 2010 tarihinde ve yukarıda bağlantısını verdiğim "online" kitapdan kopyalanmıştır.)

Derleyen: Murat Yazıcı

Hiç yorum yok:

Yazıların Kaynakları

Bu sayfadaki yazılar genel olarak şu iki kategoriden birine girmektedir:
1. Gazete, dergi veya kitaplardan alınmış kısımlar veya makaleler. Bunların yazarları ve hangi kaynaktan alındığı açıkca belirtilmiştir. İstifadeli olduğunu ve mühim bilgiler ihtiva ettiğini düşündüğüm yazıları -muhtevalarını değiştirmeden- buraya aldım. Bu tür yazılarda ifade edilen görüşler yazarlarına aittir.
2. Kendi araştırmalarıma dayanan, çeşitli kitaplardan ve makalelerden istifade edilerek derlenmiş yazılar. İstifade edilen kaynaklar listelendikten sonra genellikle "Hazırlayan: Murat Yazıcı" ifadesi yazının sonuna eklenmiştir.
Bu sayfadaki yazıların mühim bir kısmını çeşitli forumlarda yayınlamıştım. Bu tür yazılarımı düzeltmeler ve ilaveler yaparak burada toparladım. Gerektiğinde eski yazılara yeni belge ve bilgiler ekliyorum.
Not: Sayfanın sol üst köşesindeki rakam, 3 Ocak 2009'dan bu yana bu sayfanın kaç kere görüntülendiğini göstermektedir. Bu rakama blog yöneticisinin girişleri dahil değildir.

Yazıların Kullanım ve Dağıtımı Hakkında

Bu sayfadaki yazıları kopyalayabilir ve kullanabilirsiniz. Buradaki herhangi bir yazıyı başka bir sitede yayınlarsanız, bu sayfaya ( http://muratyazici.blogspot.com/ ) bağlantı vermenizi rica ederim. Zamanla ilave başlıklar eklemenin yanı sıra, mevcut başlıklara da yeni belgeler eklemeyi planlıyorum. Bu sayfaya bağlantı verildiği takdirde, her okuyucu ilgilendiği yazının en yeni haline ulaşma imkânına sahip olacaktır.

İrtibat

Teklif, tavsiye, düzeltme ve ikazlarınızı (E-mail) adresimi kullanarak bana duyurabilirsiniz: yazici.murat95@yahoo.com.tr. Yazdıklarınızı başkalarının da görmesini isterseniz, ilgili yazıya "yorum" gönderebilirsiniz. Yorumlar gönderildikten ancak bir süre sonra sayfada yayınlanabilmektedir. (Not: Soru sormak için lütfen yorum göndermeyiniz; yorumların çoğunu yayınlayamıyorum. Ancak e-mail mesajlarının hepsine cevap veriyorum.)