Ehl-i Sünnet Müdafaası

Ehl-i Sünnet Müdafaası

Bu sayfayı hazırlamaktaki maksadım "Ehl-i sünnetin müdafaası" için bir bilgi ve belge bankası meydana getirmektir. Faydalı olacağı ümidi ile başladım. Allahü teâlâ hâlis niyet, hayırlı netice ve muvaffakıyet nasib etsin. Bu sayfayı ziyaret eden kardeşlerimden hayır dualarını istirham ederim. (Daha fazla bilgi için sayfanın altına bakınız.)

7 Şubat 2010 Pazar

Harun Yahya'nın Şaşkınlığı ve Bilgisizliği

Harun Yahya'nın (Adnan Oktar) bir videosuyla karşılaştım:

http://www.harunyahya.tv/videoDetail/Lang/1/Product/20109/ALLAH_HER_YERDEDIR

Bu konuşmasında "Allah her yerdedir" ve "Allah'ın olmadığı hiç bir yer yoktur" ve "Şu anda Allah burada" gibi Ehl-i sünnete aykırı ifadeler kullanmaktadır. Bu ifadelerden açıkca Allah'ın her mekânda olduğu ma'nâsı çıkmaktadır. Daha sonra "Allah zamansız ve mekânsızdır" diyerek kendisini tekzib etmekte, tenakuza düşmektedir.

Bu şahıs icazetli bir İslam âlimi olmadığı gibi, İslam âlimlerinin yazılarından, Ehl-i sünnet itikadından da habersizdir.

Genç ve saf kardeşlerimi sakındırmak maksadıyla bu yazıyı kaleme aldım.

İskilibli Âtıf Efendi (şehid edilişi m. 1926) rahimehullah Mir’atü’l-İslam risalesinde şöyle diyor:

“Mekândan, sağ, sol, arka, ön, alt, üst gibi cihetten ve yerlerde, göklerde bulunmaktan münezzehdir. Binaenaleyh, Cenâb-ı Hak her yerde hâzır ve nâzırdır demek, ilm-i ilahisi her şeyi ihata edicidir, demektir. Yoksa zat ve vücudu her yerde hâzır ve nâzırdır, demek değildir. Çünkü buna itikad küfürdür. Cenâb-ı Hakkın mekândan münezzeh olduğunu isbat için deriz ki: Mekân, duracak mahal demektir. Bu dünyanın maddesi ve kendisi yaratıldıktan sonra mekân da vücuda gelmiştir. Halbuki dünyanın kendisi ve maddesi [ve yıldızlar ve gökler] ve mekân yokken Cenâb-ı Hak mekânsız olarak vardı. Madem ki mekân yaratılmazdan evvel Cenâb-ı Hak mekâna muhtaç değildi, mekânsız olarak var idi. Mekân yaratıldıktan sonra da ona ihtiyacı yoktur. Binaenaleyh, mekândan münezzehdir.” (bkz. Çile Yayınevi'nin "Frenk Mukallitliği ve İslam" kitabı, s. 154)

Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî rahimehullah şu bilgileri naklediyor:

"Hazret-i Ali'ye radıyallahü anh (Allahü teâlâ Arş'ı yaratmadan önce nerede idi?) diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: (Nerede kelimesi mekân ifade eder, Allahü teâlâ mekândan münezzehdir.)

Câfer-i Sâdık, Allah'ı bilmek üç kelime ile olur diyerek, o kelimeleri şöyle sıralamaktadır:

1. Allah bir şeyden yaratılmadı.
2. Bir şeyin içinde de değildir.
3. Bir şeyin üzerinde de değildir. Çünkü bu sıfatlar, kulların sıfatlarıdır.

Bu hususlar Bahrü'l-Kelâm ve Hulâsa isimli kitaplardan nakledilmiştir."
(Camiu'l-Mütun, Bedir Yayınevi, 7. Baskı, İstanbul 1996; s.48.)

Meşhur Mızraklı İlmihal'de diyor ki:

"Bir kimse Allahdan hâli [boş] yer yok dese veyâ Allahü teâlâ gökdedir dese, kâfir olur demişler." (Miftahu'l-Cenne-Mızraklı İlmihal, Bedir Yay., s.116)

Muhammed Hâdimî (vefatı m. 1762) rahimehullah diyor ki:

“Allahü teâlâ bize Arştan veya gökten bakıyor veya görüyor demek küfürdür....Yine Allahü teâlâyı dış uzuvla sıfatladığı veya onun kemâl sıfatlarından bir sıfatı nefy ettiği (kaldırdığı) zaman veya hülul [içine girmek] veya ittihad [birleşmek] ile [O'nu vasıfladığı zaman] yani Allahın alemin içine girdiğine veya alemle bir olduğuna kail olduğu zaman veya mekân ile onu vasıfladığı zaman da yine böylece kâfir olur.” (Berika, Kahraman Yayınları, c.2, s.445-446)

Feteva-i Hindiyye tercümesinde şu ifadeler var:

"Allahü Teâlâ için, mekân iddia eden kimse kâfir olur. "Allahın olmadığı, boş bir yer yoktur" diyen kimse, kâfir olur." (Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 4/312-319.)

Molla Aliyyülkârî rahimehullah diyor ki:

"Allahü Teâlâ'nın cisim olduğunu, mekânı bulunduğunu, Allahü Teâlâ üzerine zaman geçtiğini söyleyen kimse de kâfirdir. Böyle bir kimse için iman hakikati sabit olmamıştır.... Allah bir mekânda değildir. Yukarıda değildir, aşağıda değildir, başka cihetlerde değildir. Allahü Teâlâ üzerinden zaman geçmez. Allah bir şeyin içine girmiş değildir, bir şeyin mahalli de değildir." (Fıkh-ı Ekber Şerhi)

İslam âlimlerinin bu açık sözleri gösteriyor ki, "Allah her yerdedir, her mekândadır" demek kesinlikle caiz değildir. Yerleri (mekânları) yaratan Allahü teâlâdır. Nitekim, İmam-ı Rabbâni rahime-hullahü teâlâ diyor ki:

"Allahü teâlâ, zamanlı değildir, mekânlı değildir, cihetli değildir. ... Zamanları, yerleri, cihetleri O yaratmışdır. ... Arş da, yukarısı da, aşağısı da, Onun mahlûkudur. Bunların hepsini, sonradan yaratmışdır. Sonradan yaratılan birşey, kadîm olana, her zaman var olana, yer olabilir mi?" (Mektubat, 2.cilt, 67.mektup)

İmam-ı a'zam Ebû Hanîfe rahimehullah diyor ki:

"Eğer Allahü teâlâ nerededir, diye sorulursa, o kimseye: Yaratılmadan önce mekân yoktu, halbuki Allah vardı. Mahlukattan hiç biri yokken, "nerede" mefhumu mevcut değilken, Allah vardı. O her şeyin yaratıcısıdır, diye söyle." (el-Fıkhu'l-Ebsat)

Murat Yazıcı

2 yorum:

Bilinmeyen dedi ki...

Selamlar,
Sayfanızı geçte olsa buldum.Tek tek arayıp bulmak için uğraştığım birçok konu, toplu bir halde sizin sayfanızda bulunmaktadır.Elinize sağlık,Allah işinizi kolaylaştırsın.Çok faydalanacağım bir sayfa.
Harun Yahya ile ilgili yazıya bir yorum yazmak istedim ;
Ben özellikle videolarını severek izliyorum.Bilinçli ,aklıselim biri olarak şu ana kadar izlediğim videolarında aykırı bir söylem görmedim.İzlemediklerim arasında var mıdır bilemiyorum.
"Allah her yerdedir" ve "Allah'ın olmadığı hiç bir yer yoktur" ve "Şu anda Allah burada"..
Allah her yerdedir; Bu doğru değil mi ? Bizi gören , her an ne yaptığımızı bilen,fısıltımızı işiten Allah değil mi ? Öyle ise Allah o an oradaydı,yanımızdaydı.
Harun Yahya konuşurkende Allah oradaydı.Her sözünü,her davranışını gördü.Ama zat ve vücudu ile değil,bizim akıl sır erdiremeyeceğimiz ilmi ile ordaydı.Harun Yahyanında kast ettiği sizce bu değil midir.Allah'ın zatıyla o an orada olduğunu kast ettiği düşünülebilir,ama ilmi ile orda olduğunu ima ederek söylemek istediğide düşünülebilir.
Şöyle bir benzetme yapmak isterim;
Çok sevdiği biri vefat eden insanların zaman zaman şunu söylediklerine tanık olmuşuzdur.
''Sanki hiç ölmemiş gibi.Karşımdaki koltukta oturuyor gibi geliyor.''..Bu insanın böyle düşünmesi bahsettiği kişinin ölmediği ve o koltukta oturuyor olduğu anlamına gelmiyor.Çünkü herkes biliyor ki o insan öldü ve koltukta da oturmuyor.Herkes bilir ki bunu söyleyen kişi bazı şeyleri anlatmak için,daha iyi ifade edebilmek için böyle bir örneklendirme yapmaktadır.Harun Yahya olayıda benim düşünceme göre az çok buna benzer bir durumdur.Harun Yahya fanatiği değilim,savunucusuda değilim.Ona gelene kadar örnek alabileceğim fikirlerinden yararlanabileceğim birçok islam alimi var.Ama zaman zamanda videolarını izlemekten geri kalmıyorum.Burda farklı bakış açısından kaynaklandığını düşündüğüm bir nokta olduğu için yazma gereği duydum.
Başarılar;

Murat Yazıcı dedi ki...

"Bilinmeyen" kardeşim, konuyu yukarıda yeterince açıkladığımı sanıyorum. Harun Yahya'nın kullandığı "Allah her yerdedir" ifadesini hiç bir Ehl-i sünnet alimi kullanmamıştır. Allahü teâlâ için "yer" ve "mekân" telaffuz etmek câiz değildir. Harun Yahya'nın fikri tam olarak nedir, kafasında net ve tutarlı bir anlayış şekillenmiş midir, bunlar hakkında sabaha kadar spekülasyon yapabiliriz. Ama, neticede, kullandığı bahis konusu ifadeler mahzurludur.

İmam-ı a'zam Ebû Hanîfe'nin (rahimehullah) sözünü hatırlatmak istiyorum. Dikkatle düşünülürse, bu konuda akla gelen şüpheleri ve yanlış düşünceleri gideren çok güzel bir açıklamayı muhtevidir:

"Eğer Allahü teâlâ nerededir, diye sorulursa, o kimseye: Yaratılmadan önce mekân yoktu, halbuki Allah vardı. Mahlukattan hiç biri yokken, "nerede" mefhumu mevcut değilken, Allah vardı. O her şeyin yaratıcısıdır, diye söyle." (el-Fıkhu'l-Ebsat)

Yazıların Kaynakları

Bu sayfadaki yazılar genel olarak şu iki kategoriden birine girmektedir:
1. Gazete, dergi veya kitaplardan alınmış kısımlar veya makaleler. Bunların yazarları ve hangi kaynaktan alındığı açıkca belirtilmiştir. İstifadeli olduğunu ve mühim bilgiler ihtiva ettiğini düşündüğüm yazıları -muhtevalarını değiştirmeden- buraya aldım. Bu tür yazılarda ifade edilen görüşler yazarlarına aittir.
2. Kendi araştırmalarıma dayanan, çeşitli kitaplardan ve makalelerden istifade edilerek derlenmiş yazılar. İstifade edilen kaynaklar listelendikten sonra genellikle "Hazırlayan: Murat Yazıcı" ifadesi yazının sonuna eklenmiştir.
Bu sayfadaki yazıların mühim bir kısmını çeşitli forumlarda yayınlamıştım. Bu tür yazılarımı düzeltmeler ve ilaveler yaparak burada toparladım. Gerektiğinde eski yazılara yeni belge ve bilgiler ekliyorum.
Not: Sayfanın sol üst köşesindeki rakam, 3 Ocak 2009'dan bu yana bu sayfanın kaç kere görüntülendiğini göstermektedir. Bu rakama blog yöneticisinin girişleri dahil değildir.

Yazıların Kullanım ve Dağıtımı Hakkında

Bu sayfadaki yazıları kopyalayabilir ve kullanabilirsiniz. Buradaki herhangi bir yazıyı başka bir sitede yayınlarsanız, bu sayfaya ( http://muratyazici.blogspot.com/ ) bağlantı vermenizi rica ederim. Zamanla ilave başlıklar eklemenin yanı sıra, mevcut başlıklara da yeni belgeler eklemeyi planlıyorum. Bu sayfaya bağlantı verildiği takdirde, her okuyucu ilgilendiği yazının en yeni haline ulaşma imkânına sahip olacaktır.

İrtibat

Teklif, tavsiye, düzeltme ve ikazlarınızı (E-mail) adresimi kullanarak bana duyurabilirsiniz: yazici.murat95@yahoo.com.tr. Yazdıklarınızı başkalarının da görmesini isterseniz, ilgili yazıya "yorum" gönderebilirsiniz. Yorumlar gönderildikten ancak bir süre sonra sayfada yayınlanabilmektedir. (Not: Soru sormak için lütfen yorum göndermeyiniz; yorumların çoğunu yayınlayamıyorum. Ancak e-mail mesajlarının hepsine cevap veriyorum.)