Ehl-i Sünnet Müdafaası

Ehl-i Sünnet Müdafaası

Bu sayfayı hazırlamaktaki maksadım "Ehl-i sünnetin müdafaası" için bir bilgi ve belge bankası meydana getirmektir. Faydalı olacağı ümidi ile başladım. Allahü teâlâ hâlis niyet, hayırlı netice ve muvaffakıyet nasib etsin. Bu sayfayı ziyaret eden kardeşlerimden hayır dualarını istirham ederim. (Daha fazla bilgi için sayfanın altına bakınız.)

21 Kasım 2014 Cuma

M. Salih Ekinci'nin Bazı Zındıkları Övmesine Cevap

"M. Salih Ekinci Hocaefendi" diye bahsedilen bir şahsın bir sohbetini okudum. Mezkur sohbette birçok arıza ve hata varsa da, iki meşhur reformcu hakkında söyledikleri gerçekten hayret vericidir. Demiş ki:

"[Muhammed Abduh, Reşit Rıza:] Bunlar büyük âlimler, büyük muhakkikler, İslam'a büyük hizmet veren insanlardandır. Bazı hataları olmuştur. Avrupa'ya karşı hayranlık ve onun bilimine boyun eğme gibi. Bundan dolayı birçok önemli meselelerde yanılmışlardır. Ama yanıldıkları bu meselelerdeki hataları kısa bir zaman sonra âlimler beyan etmişler, cevaplarını vermişlerdir. Fakat İslami uyanışta bu insanların büyük rolleri vardır. Hatalarının önü kapatılmıştır. Gayretlerinin eseri ise şimdi hâlâ devam ediyor. Şimdi hâlâ devam ediyor, kıyamete kadar devam edecektir. Bu insanlar başka bir şeyle itham ediliyorlar; Masonluk. Bu zatların, evet masonların cemiyetine kaydoldukları sabittir. Ama o zamanlar masonluğun neden ibaret olduğu, gayesinin neden ibaret olduğu bilinmiyor. Kendileri de bilmiyordu. Masonların o zamanki sloganları şöyleydi; "masonların gayesi insanlığa hizmettir." İnsanlar da o zaman bunları böyle algılamışlar. O vakit masonluğun hakikati belli değildi. Kimse bilmezdi, gizli idi, hafi idi. Onlar da "madem bu cemiyetin gayesi insanlığa hizmettir. O zaman müslümanlar ve İslam âlimleri bu işte önder olmaları gerekir" düşüncesi ile bu işe girmişlerdi. Ama masonluğun neden ibaret olduğunu gördüklerinde, hemen ayrılmışlardır. Evet, bu cemiyete katılmışlar, ama mason değillerdir. [Soru:] -Reşid Rıza'nın Menar Tefsiri nasıl? -Güzel tefsirlerden biridir."

Kaynak: M.SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE HALEF VE SELEF ULEMAMIZ ÜZERİNE–2 başlıklı sohbet.

Salih Ekinci'den iktibas burada bitti.

Eğer sohbet sırasında bir yanlış anlama yüzünden isimleri karıştırmadıysa, M. Salih Ekinci'nin bu konu hakkında oldukça bilgisiz olduğu neticesi ortaya çıkıyor: Abduh ve R. Rıza'nın mason olduklarını söylemiş. Tarihçilere ve konunun uzmanlarına göre, Efgani ve Abduh masondur; ancak Reşid Rıza'nın mason olduğuna dair bir bilgi mevcut değildir. Hatta R. Rıza, üstadlarının mason olduğunu itiraf etmiştir. Reşid Rıza'nın kullandığı başlık şudur:

"Üstazımız ve İmamımızın Masonluğa Girişi" (el-Üstaz'ül-İmam, R. Rıza ve Menar Dergisi II./401. sayı. Bkz. Hasib es–Samarrai'nin doktora tezi)

Salih Ekinci diyor ki: "Ama o zamanlar masonluğun neden ibaret olduğu, gayesinin neden ibaret olduğu bilinmiyor. Kendileri de bilmiyordu."

Halbuki, konunun uzmanlarından Dr. Muhammed Reşad şöyle yazıyor:

"Efganî'nin devrinde Masonluk pek a'lâ biliniyordu. O devirde Masonluğun reddi hakkında kaleme alınmış risâleler, devlet ricâlinin ve ulemânın beyânları buna delildir. Bu hususdaki sayısız vesika ortada iken bu iddianın nasıl ortaya atılabildiğine hayret etmek lazım. Binaenaleyh, Efganî'nin bilmeden Mason olması bahis mevzuu olamaz." (Cemâleddin Efganî'nin Gerçek Yüzü, Bedir Yayınevi, İstanbul, 1997; s. 20)

Yine Salih Ekinci diyor ki: "Ama masonluğun neden ibaret olduğunu gördüklerinde, hemen ayrılmışlardır. Evet, bu cemiyete katılmışlar, ama mason değillerdir."

Doğrusunu yine Dr. Muhammed Reşad'dan nakledelim:

"Efganî bir locaya değil, pek çok localara mensubdur. Bir locadan kovulduğu veya istifa ettiğine dair rivayet, bu itibarla onu tezkiye etmeğe kâfi değildir. Hatta, Efganî'nin istifa ettiğine dair Abduh ve Reşid Rıza'nın beyanları, bilâhere Reislik  yapdığı "Grand Orient" locasına ait vesâik nazara alınınca aleyhinde delil hükmüne geçer." (a.g.e. s. 21)

Aynı hususa, "Türkiyeli Masonlar Efganî "Kardeş"e Sahip Çıktı" başlıklı makalesinde Yusuf Hanif de temas etmektedir (bkz. Ehl-i Sünneti Müdafaa ve Bid'atleri Tenkid, Bedir Yayınevi, s.459-460.) İlgili sayfayı burada tekrar verelim (bkz. 3 numaralı dipnot):


Şimdi, Reşid Rıza hakkında Ezher'de doktora yapmış olan Dr. Hasib es-Samarrai'nin tezinden birkaç satır okuyalım:

"Ulemanın tefsirdeki tavır ve tutumuna ters düşen Menar tefsiri de, rey ile tefsir olup [rey ve akla dayalı tefsiri, nakil ve esere dayalı tefsire tercih ettiği için] merduddur... Reşid Rıza bu tefsirine ne dercetti ise, ilhamını üstadı Abduh'tan almıştır... Abduh indi yorum ve tefsir yapmakta ve melekleri tabiat kuvveti, şeytanı yeryüzüne yayılmış şer kuvvetler, cinleri ise zararlı mikroplardır diye ifade eder. Reşid Rıza da üstadının bu görüşünü naklettikten sonra, bu görüşü benimsemeyi reddeden bir dini nass'ın olmadığını kaydeder (Menar Tefsiri: I/268). Bu te'vil tarzı ve aklı zorlıyarak satırların altından manalar aramalar ve ille de her şeyi müsbet ilim denilen deneylere bağlayıp, maddeci zihniyetle izah, müsteşrik tabiatıdır. Ona danışırlarsa, gayri müslimleri yani maddecileri bu te'villerle İslama ısındıracağını iddia eder! ... (Menar Tefsiri, I/274) Bu metod ve tavır maddeci Batı'nın, Reşid Rıza ve ıslahatçı ekolüne aşılayıp kabul ettirdikleri duyumsal metoddur ki, vahyi bir yana itmekten ibarettir. ..." (Dr. Hasib es-Samarrai, Mezhepsizler, Türkçesi: Ali Nar ve Sami Özbay, Bilge Yayınları, İstanbul, 1981, s.63-64)

Guraba Dergisi'ndeki bir makalede deniyor ki:

"İçlerindeki âyet ve hadîsler ile hakîkî âlimlere âid sözler çıkarılırsa, günümüzdeki piyasa yapan her türlü inhirâfların, onları yumurtlayan zındıklıkların ve pisliklerinin kaynağının, galerisinin Menâr Tefsîri ile Menâr mecmûaları olduğu görülecektir. İslâm’da bilinen manasıyla Cin ve Şeytanların olup olmadığı, Îsâ aleyhisselâm’ın nüzûlünün olup olmayacağı, İslâm’ın ve Kur’ân’ın geçmiş Şerîatları ve Tevrât ile İncîl’i nesh edip etmediği, Sünnet’in Şer’î bir hüccet olmadığı (Mason biraderlerin idâresinde çıkan Menar Mecmuâsındaki Doktor Sıdkı kâfirinin makalesi), İslâm Mezheblerinin bir yana fırlatıldığı, Müctehid imâmların birer köylü Mehmed ağa derekesine düşürüldüğü ve daha niceleri…" (bkz. 9. sayı, "Karaman Batıllarında Neden Hala Israr Ediyor")

İşte Salih Ekinci bu tefsir hakkında "güzel tefsirlerden biridir" diyor!

Bahis konusu Reşid Rıza'nın nasıl birisi olduğunun biraz daha anlaşılması için, bir bilgi daha nakledelim. Prof. Dr. Mehmet Ali Büyükkara diyor ki:

"[Bir Suudi Devlet kurumu olan] İdare'nin sorumluluğundaki diğer bir görev olan kitap basım işinin başlangıcı da 1920'li yıllara dayanmaktadır. Basımlarının büyük bölümünü, İbni Suud'un maddi desteğiyle Muhammed Reşid Rıza üstlenmiştir. Bu kitaplar Kahire'deki ona ait Menar Matbaası'nda basıldı. 1927'de İbn Abdülvehhab'ın Tevhid ve Keşfü'ş-Şubuhat gibi risaleleri bastırılarak dini ilimler tahsil eden öğrencilere parasız olarak dağıtıldı." (İhvan'dan Cüheyman'a Suudi Arabistan ve Vehhabîlik, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2004; s. 144.)

Bu şahıs hakkında "İslâm'a büyük hizmet vermiş büyük muhakkik âlim" demek gerçekten büyük sorumsuzlukdur.

Sonra Salih Ekinci diyor ki: "Fakat İslami uyanışta bu insanların büyük rolleri vardır. Hatalarının önü kapatılmıştır. Gayretlerinin eseri ise şimdi hâlâ devam ediyor. Şimdi hâlâ devam ediyor, kıyamete kadar devam edecektir."

Ekinci'nin "hatalarının önü kapatılmıştır" şeklindeki sözünün de yanlış olduğunu ispat eden çok sayıda hakikat karşımızda durmaktadır. Efganî, Abduh ve Reşid Rıza üçlüsünün zararlı tesirlerinin bugün dahi artarak devam ettiği iyi bilinen bir husustur. Bu husus hakkında detaylı bilgi sahibi olmak isteyenlerin, Dr. Muhammed Reşad'ın "Cemâleddin Efganî'nin Gerçek Yüzü" isimli kitabdaki makalesini okumalarını önemle tavsiye ediyorum. Misal olarak birkaç pasaj aktaralım:

"İsâ aleyhisselâmın hayatdâr olarak göğe çekilmesi mucizesiyle alâkadar olmak üzere M. Abduh-Reşid Rıza taifesinin inkârına Seyyid Kutub'un da tarafdar çıkması pek hazindir." (s. 14, dipnot: 3)

"[Efganî'nin etkisi altında kalanlara misâl olarak,] Türkiyeli muharrirler arasında başta Hayreddin Karaman olmak üzere Yaşar Nuri Öztürk, ilahiyyatlı güruhundan çokları, Mustafa İslamoğlu, Yaşar Kaplan gibi zevât sayılabilir." (s. 15)

"Hâl-i hazırda, mezhebsiz kimselerin te'lif ve tercemelerinin Müslümanların efkâr-ı umûmiyyesini neredeyse işgal etdigi, pek hâzin bir vakıâdır ve mutlak sûretde Ehl-i sünnet mensublarının bu sapık cereyâna karşı gayrete gelmesi lâzımdır." (s.16)

Mehmed Şevket Eygi Bey şunları yazıyor:

"Reformcular Cemaleddin Afganî'yi de büyük bir İslam önderi ve rehberi olarak gösterirler ve Ehl-i Tevhid'in kurtuluş ve selametini bu zatın eteğine yapışmakta görürler. ...Bugün İslam aleminde görülen, Kitabullah'ın ve Resûl Sünnetinin ruhuna muhalif nice olumsuz iş ve davranışta Afganî'nin tuzu biberi vardır. Afganî'ci reformcular, onun talebesi ve halefi Muhammed Abduh'u da göklere çıkarttılar. Abduh da mason ve reformcudur. Onun talebesi Menarcı Reşid Rıza da bozuk fikirli ve yanlış görüşlü bir kimsedir. Afganî, Abduh ve Reşid Rıza üç bacaklı bir şer sacayağıdır. Bin dört yüz yıl boyunca İslam dünyasından nice Ehl-i Sünnet müctehidleri, büyük fakihler, velîler, kâmil mürşidler, âmil ve râsih âlimler, imamlar, rehberler çıkmıştır. Müslümanların bu nurlu kafileyi bırakıp da Afganî ve tilmizleri gibi birkaç sarıklı masonun peşine düşmesini isteyenlerde akıl mı yoktur, yoksa hüsnüniyet mi?" (İnkişaf Dergisi, No: 2)

Not: Bu makaleye ilaveler yapmaya niyetliyim.

Murat Yazıcı

1 Kasım 2014 Cumartesi

Ebubekir Sifil'in Müzik Hakkındaki Yazıları Yanıltıcıdır

Ebubekir Sifil Hoca seneler önce Millî Gazete'de müzik hakkında birkaç makale yazmıştı (26-27-28 Kasım 2005). Bu yazılarında ciddî bazı hatalar gözüme çarptı. Bahis konusu hataların hepsini tek tek ele almak uzun süreceği için, burada sadece birkaç meseleye temas edeceğim.

Sifil Hoca makalelerinden birinde şöyle demektedir:

“Merhum Ahmed Davudoğlu hoca, müzik dinlemenin dört mezhebe göre hükmünü Sahîhu Müslim'e yazdığı şerhte[1] oldukça güzel bir şekilde özetlemiştir. Buna göre mezheplerin konu hakkındaki hükümleri şöyledir: Hanefîler'e göre: Haram olan teganni, sağ olan muayyen bir kadını tavsif, içkiyi ve meyhaneleri meth, müslümanı hiciv gibi gayri meşru hususları anlatan şiirleri yanık sesle okumaktır… Şafiiler'e göre: İmam eş-Şâfi'î'nin şarkı okumayı kerih (çirkin) gördüğü nakledilmişse de, İmam el-Gazzâlî bu rivayeti batıla benzetmiş, söz konusu hükümle, sadece müziğin yasak olan kısmını kasdettiğini söylemiştir. Mâlikîler'e göre: İmam el-Gazzâlî'nin naklettiğine göre İmam eş-Şâfi'î, "Ben Hicaz ulemasından, şarkı söylemeyi kerih gören kimse bilmiyorum" demiştir. Özellikle nikâhı ilan etmek için kullanılan def, davul, kaval, zurna gibi müzik aletleri, lehviyyat (günaha kaçan eğlence) sınırına vardırmamak şartıyla kullanılabilir. Hanbelîler'e göre: Ud, keman, davul, zurna gibi şeyler haramdır. B:u aletlerden birinin bulunduğu bir düğüne davet edilen kimsenin, bu davete icabet etmesi mübah değildir. Konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek isteyenler, İmam el-Gazzâlî'nin İhyâ'sı[2] ile es-Sühreverdî'nin Avârif'ine[3] bakabilirler……[1] Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi, V, 33 vd. [2] İhyâu Ulûmi'd-Dîn, II, 266 vd. [3] Avârifu'l-Ma'ârif, 173 vd.; Krş. Dr. Dilaver Selvi çevirisi, 219 vd.” (Millî Gazete, 27 Kasım 2005)

Bu fakir, İmam-ı Gazâlî’nin (rahmetullahi teâlâ aleyh) kitaplarını tedkik ettim. İmam-ı Gazâlî’nin verdiği bilgiler Sn. Sifil’in sözlerine uymamaktadır. Mesela,

“Şafii Adabü’l-Kaza adli kitabında şöyle der: (Teganni batıla benzeyen mekruh bir oyundur. Buna fazla devam eden ahmaktır ve şehadeti merduttur.)” (İhya, c.2, s.677)

“İmam Şafiiye gelince: Aslında onun mezhebinde teganni haram değildir. Zira İmam Şafii Adabü’l-Kaza Mine’l-Ümm adlı kitabında tasrih etmiştir ve, teganniyi geçim sanatı yapan kimsenin şehadeti kabul değildir demiştir. Zira her ne kadar açık bir haram değilse de, batıla benzeyen mekruh bir oyundur. Onu meslek edinen mürüvvetsiz ve sefih kimsedir.” (İhya, c.2, s.704)

Benzer bir ifade İmam-ı Gazâlî’nin başka bir eserinde de mevcut:

“İmam Şafii Adabü’l-Kaza adli kitabında şöyle der: (Şarkı söylemek batıla benzeyen mekruh bir eğlencedir. Onunla çok meşgul olan sefihtir. Şahitliği kabul edilmez.)” (Mükaşefetü´l Kulub/İlahi Nizam, Uyanış Yayınevi, s.656)

Aynı kitabın başka bir tercümesinde de şu ifade var:

“İmâm-i Şafii «Adâb-Ül Kaza» adlı eserinde «Şarkı söylemek bâtıla yakın, mekruh bir eğlencedir. Onun ile çok meşgul olan, şahidliği kabul edilmez bir sefihdir» buyurur.” (Kalplerin Keşfi, Bedir Yayınevi)

E. Sifil'in atıfta bulunduğu ve okuyucularına tavsiye ettiği Avârifü’l-Mearif tercümesinde de böyle yazıyor:

“İmam Şafii’nin (rah) Kitabu’l-Kada’da şöyle dediği nakledilmiştir: (Şarkı; batıla benzeyen mekruh bir eğlencedir. Kim teganniyi çoğaltırsa, o, sefih bir insandır; şehadeti kabul edilmez.)” (Avârifü’l-Mearif, tercüme eden: Dr. Dilaver Selvi, Semerkand Yayınevi, 2005; s.239)

Görüldüğü gibi İmam-ı Gazâlî, İmam-ı Şafi’î’den gelen rivayeti batıla benzetmiş değildir! E. Sifil’in okuyucularına referans olarak gösterdiği iki eserin (İhya ve Avârif) konuyla ilgili kısımlarını tamamen okumadığı gerçeği açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. 

Bu yazımı okuyanlar şöyle düşünebilir: Burada bahis konusu olan İmam-ı Şafi’î’den gelen rivayet nihayet iki cümledir ve E. Sifil bunları hızlı okuyup gözünden kaçırmış veya okuyup da unutmuş olabilir. Halbuki, İmam-ı Şafi’î’den gelen rivayet İhya’da en az iki yerde tekrar ediliyor (c.2, s.677 ve s.704). Üstelik, İmam-ı Gazâlî bu rivayet hakkında neredeyse iki sayfa açıklama yapıyor! (Bkz. İhya, c.2, s.704’ün üstünden başlayıp, s.705’in ortasına kadar.) E. Sifil, İhya’daki sema bahsini tamamen okumuş olsaydı, sayfa 704-705’de yazılanları mutlaka görürdü. Üstelik aynı lafız tavsiye ettiği diğer kaynakta, yani Avârif’de de mevcuttur.

Bir misal daha verelim. E. Sifil Hoca diyor ki:

”Mâlikîler'e göre: İmam el-Gazzâlî'nin naklettiğine göre İmam eş-Şâfi'î, "Ben Hicaz ulemasından, şarkı söylemeyi kerih gören kimse bilmiyorum" demiştir.”

E. Sifil'in naklettiği bu bilgi de İmam-ı Gazâlî hazretlerinin yazısına uymamaktadır. İhya’da Sema bahsinin hemen başında şu cümleyi görüyoruz:

“İmam Malik türkü ve şarkılardan nehyeder ve (Bir kimse bir cariye satın aldıktan sonra, şarkıcı olduğunu anlarsa, onu iade etmeye hakkı vardır.). İbrahim b. Sa’ddan başka bütün Medinelilerin görüşü de bu yoldadır.” (c.2, s.678)

Netice olarak, Sn. Sifil'in müzik hakkındaki yazılarının ve naklettiği bilgilerin tamamen doğru olmadığını, bu yazıların yanıltıcı bazı bilgiler ihtiva ettiğini söylemek zorunda kalıyoruz. 

Son olarak, bu yazının hedefinin, çok sayıda istifadeli ve kıymetli çalışmaları olan Ebubekir Sifil Hoca'yı hedef tahtasına oturtmak ve rencide etmek olmadığını vurgulamak isterim. Her ilim adamının bir ihtisas alanının olduğunu kabul ettiğimiz gibi, aynı ilim adamının ihtisası olmayan konularda yazdığı zaman bazı büyük hatalar yapabileceğini de kabul etmek durumundayız. Fıkıh meselelerinde de, -meselâ- hadislerle ilgili konularda uzmanlaşmış bir hocaya soru sormak yerine, ulemâ indinde asırlardır itibar görmüş, iyi bilinen fıkıh ve ilmihal kitaplarına müracaat etmek daha uygun bir yaklaşım olacaktır.

Murat Yazıcı

Yazıların Kaynakları

Bu sayfadaki yazılar genel olarak şu iki kategoriden birine girmektedir:
1. Gazete, dergi veya kitaplardan alınmış kısımlar veya makaleler. Bunların yazarları ve hangi kaynaktan alındığı açıkca belirtilmiştir. İstifadeli olduğunu ve mühim bilgiler ihtiva ettiğini düşündüğüm yazıları -muhtevalarını değiştirmeden- buraya aldım. Bu tür yazılarda ifade edilen görüşler yazarlarına aittir.
2. Kendi araştırmalarıma dayanan, çeşitli kitaplardan ve makalelerden istifade edilerek derlenmiş yazılar. İstifade edilen kaynaklar listelendikten sonra genellikle "Hazırlayan: Murat Yazıcı" ifadesi yazının sonuna eklenmiştir.
Bu sayfadaki yazıların mühim bir kısmını çeşitli forumlarda yayınlamıştım. Bu tür yazılarımı düzeltmeler ve ilaveler yaparak burada toparladım. Gerektiğinde eski yazılara yeni belge ve bilgiler ekliyorum.
Not: Sayfanın sol üst köşesindeki rakam, 3 Ocak 2009'dan bu yana bu sayfanın kaç kere görüntülendiğini göstermektedir. Bu rakama blog yöneticisinin girişleri dahil değildir.

Yazıların Kullanım ve Dağıtımı Hakkında

Bu sayfadaki yazıları kopyalayabilir ve kullanabilirsiniz. Buradaki herhangi bir yazıyı başka bir sitede yayınlarsanız, bu sayfaya ( http://muratyazici.blogspot.com/ ) bağlantı vermenizi rica ederim. Zamanla ilave başlıklar eklemenin yanı sıra, mevcut başlıklara da yeni belgeler eklemeyi planlıyorum. Bu sayfaya bağlantı verildiği takdirde, her okuyucu ilgilendiği yazının en yeni haline ulaşma imkânına sahip olacaktır.

İrtibat

Teklif, tavsiye, düzeltme ve ikazlarınızı (E-mail) adresimi kullanarak bana duyurabilirsiniz: yazici.murat95@yahoo.com.tr. Yazdıklarınızı başkalarının da görmesini isterseniz, ilgili yazıya "yorum" gönderebilirsiniz. Yorumlar gönderildikten ancak bir süre sonra sayfada yayınlanabilmektedir. (Not: Soru sormak için lütfen yorum göndermeyiniz; yorumların çoğunu yayınlayamıyorum. Ancak e-mail mesajlarının hepsine cevap veriyorum.)