Ehl-i Sünnet Müdafaası

Ehl-i Sünnet Müdafaası

Bu sayfayı hazırlamaktaki maksadım "Ehl-i sünnetin müdafaası" için bir bilgi ve belge bankası meydana getirmektir. Faydalı olacağı ümidi ile başladım. Allahü teâlâ hâlis niyet, hayırlı netice ve muvaffakıyet nasib etsin. Bu sayfayı ziyaret eden kardeşlerimden hayır dualarını istirham ederim. (Daha fazla bilgi için sayfanın altına bakınız.)

30 Ocak 2014 Perşembe

"Kabir Ziyaretleri" Kitabı İmam Birgivî'ye Ait Değildir

İmam-ı Birgivî'ye atfedilen Ziyâretu'l-kubûr isimli kitap Türkçe'ye "Bid'at ve Müstehâb Kabir Ziyaretleri" ismiyle tercüme edilmiş ve yayınlanmış bulunuyor (Guraba Yayınları, 1997). Kitabın, İbni Teymiyye'nin talebesi ve bir kopyası olan İbni Kayyım'ın (v. 751/1350)  Iğâseti‟l-lehfân isimli kitabından istifade edilerek hazırlandığı kitabın başında ifade edilmektedir.

Son zamanlarda Vehhabîler nezdinde itibar kazanan bu kitap, 1965'te Riyad'da bastırılmış, daha sonra Türkçe'ye ve Bengal diline tercüme edilmiş. Hem Riyad baskısında, hem de bahis konusu tercümelerde kitabın yazarı olarak İmam-ı Birgivî rahimehullah gösterilmiş.

Ancak, 2010 senesinde Boğaziçi Üniversitesi'nde tamamlanmış olan bir yüksek lisans tezinde bu kitabın İmam-ı Birgivî tarafından yazılmadığı, gerçek yazarının Ahmed Rumi el-Akhisarî (vefatı h.1043/m.1633) olduğu delilleriyle ortaya konmuş bulunuyor:

Ahmet Kaylı, A critical study of Birgivi Mehmed Efendi’s (d.981/1573) works and their dissemination in manuscript form, Thesis (M.A.)-Boğaziçi University. Institute for Graduate Studies in Social Sciences, 2010.

Kitabın değişik kütübhanelerde mevcut el yazması nüshalarına bakılarak yapılan araştırmada, bu nüshaların hiç birinde İmam-ı Birgivî'nin ismi görülmemiştir. Öte yandan, Süleymaniye Kütübhanesi'nde mevcut bir nüshada (Fatih 5387, 71a-86b) kitabın Ahmed Rumi el-Akhisarî'ye ait olduğu açıkca yazılıdır.

İmam-ı Birgivî'nin bize sahih olarak ulaşmış eserlerine (meselâ, Risale-i Birgivî'ye veya Tarikat-ı Muhammediyye'ye) dikkatle bakıldığında, mücessime taifesinden olan İbni Teymiyye'den ve İbni Kayyım'dan etkilendiğine dair hiç bir işaret bulunmaz; hatta İmam-ı Birgivî'nin bahis konusu eserlerinde bu ikisinin isimleri bile geçmiyor.

Bu hususu İngilizce blogumda daha geniş olarak ele aldım:

http://ahl-al-sunna.blogspot.com.tr/2014/02/a-mis-attribution-to-imam-birgivi.html

Netice olarak, "Bid'at ve Müstehâb Kabir Ziyaretleri" isimli kitabın İmam Birgivî tarafından yazılmış olmadığı, İmam Birgivî'den takriben yarım asır sonra yaşamış olan Ahmed Rumi el-Akhisarî isminde, ilimce fazla bir şöhreti olmayan ve İbni Teymiyye'nin ve talebesi İbni Kayyım'ın Ehl-i sünnet dışı görüşlerinden etkilendiği anlaşılan bir yazar tarafından kaleme alındığı tespit edilmiş bulunuyor. Kitabın üzerinde "İmam Birgivî" ismini gören okuyucuların aldanmaması için bu gerçeğin bilinmesinde fayda vardır.

Murat Yazıcı


25 Ocak 2014 Cumartesi

İmam-ı Gazalî'nin İmam-ı a'zam Ebû Hanife Hakkındaki Sözleri

Bazı cahil ve sapık kişiler, İmam-ı Gazali'nin rahimehullah İmam-ı a'zam Ebû Hanife rahimehullah hazretlerini kötülediği yalanını yayıyorlar. Aşağıda, İmam-ı Gazali'nin kitaplarından bazı sayfaları naklediyorum. Bunlar dikkatle okunursa, kimsenin bu büyük âlimin İmam-ı a'zam'dan ancak hürmet ve övgü ile bahsetdiğinden şüphesi kalmaz.




Kaynaklar:

1. İhya tercümesi, Bedir Yayınevi, c.1, s. 75-76.
2. El-Mürşidü'l Emin tercümesi, Bedir Yayınevi, s. 22.

Hazırlayan: Murat Yazıcı

Şeyhülislam Ebussuüd Efendi Fetvalarında İstimdâd


IV. Evliya

872. Mes’ele: Zeyd, yerinden kalktıkta, yâ bir belâya giriftar ol­dukta, evliya ismin çağırsa şer'an ne lâzım olur?
Elcevap: Nesne lâzım gelmez.

873. Mes’ele: Zeyd, evliyâullahtan veya şühedâdan bir kimsenin mezarına, anlardan istimdâd için bir marîz iletip, anların ruhları için koyun kurban eyleyip, fukaraya tasadduk eylese şer'an Zeyde nesne lâzım olur mu?
Elcevap: Kurbanı Hak te'âlâ ta'zîmi üzerine eyleyip, seva­bını anların ruhlarına ihdâ edip, istimdâd ederse nesne lâzım gel­mez.

874. Mes’ele: Karaca Ahmed tekkesine hasta ve kurban ileten kimseler, "hasta anda varmakta şifâ gelir" deyu i'tikad eyleseler, şer'an o kimselere ne lâzım olur?
Elcevap: Şifâyı Hak te'âlâ hazreti cenabından bilip, Karaca Ahmedi bir abd-i sâlih i'tikâd ederse nesne yoktur.

Kaynak: M. Ertuğrul Düzdağ,  Kanuni Devri Şeyhülislamı Ebussuud Efendi Fetvaları Işığında 16. Asır Türk Hayatı, Enderun Kitabevi, Istanbul 1972.

Murat Yazıcı

6 Ocak 2014 Pazartesi

Cennet ve Cehennemin Ebedî Olduğunu İnkâr Küfürdür

Mustafa İslamoğlu'nun bu konuyla ilgili okuyucularını yanıltıcı sözlerini daha evvel bu blogda ele almıştım:

http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/m-islamolu-okuyucularn-felakete-srklyor.html

Orada, "M. İslamoğlu'nun fena-i nar (Cehennemin sonluluğu) görüşünü benimseyip benimsemediği tam olarak anlaşılmıyor" diyerek açık kapı bırakmıştım. Aşağıdaki videoda ise bu fikrini (Cennetin de ebedî olmadığını söyleyerek) açıkça ifade ettiğini gördüm:



İmam-ı a'zam Ebu Hanife rahimehullah diyor ki:

"Cennetlik ve cehennemlikler girdikten sonra cennet ve cehennem yok olacaktır diyen kimse de orada ebedî kalışı inkâr ettiği için, kâfir olur." (Fıkhu'l Ebsat)

Murat Yazıcı


5 Ocak 2014 Pazar

Odessalı Hıristiyanlar ve Fethullah Gülen




Bütün dünya insanlığı için faydalı gayretlerde bulunan biri olarak, Odessa'lı Hıristiyanlara ne söylemek ve onlardan ne gibi dileklerde bulunmak istersiniz?

Fethullah Gülen: "Estağfirullah, bin defa estağfirullah. Yukarıda arz etmeye çalıştığım gibi, kimseye bir şey söyleme, yol gösterme mevkiinde değilim. İnsanlık için faydalı gayretlerde bulunduğum şeklindeki sözünüzü de sadece bir dua ve sizlerin bir teveccühü, hüsnüzannı olarak kabul edebilirim. Odessalı Hıristiyanların ise elbette rehberleri, din büyükleri vardır ve onlara söylenmesi gerekeni söylemektedirler. Bir Müslüman, yani dinlerin temel birliğine inanan biri olarak, onların söylediklerinin bir Müslüman'ın söylediğinden ve söyleyeceğinden farklı olacağını düşünmüyorum. Hz. İsa gibi, bizim nazarımızda ülü'l-azm, yani tarih boyu gelmiş peygamberler arasında en büyük beş peygamberden biri olan bir zatın ardından gitmek, onu takip etmek, yapılabilecek en güzel şeylerdendir. "

http://tr.fgulen.com/content/view/16939/11/

Görüldüğü gibi, F. Gülen burada diyor ki:

1. Odessalı Hıristiyanların ise elbette rehberleri, din büyükleri vardır ve onlara söylenmesi gerekeni söylemektedirler.

Cevap: Oradaki hıristiyanların rehberlerinin, din büyüklerinin papazlar olduğu izahtan varestedir. Bunlar ise kendi cemaatlerine küfür ve şirki öğretirler, aşılarlar. Bunların "söylenmesi gereken" şeyler olduğunu imâ etmek gerçekten anormal bir tavırdır.

2. Bir Müslüman, yani dinlerin temel birliğine inanan biri olarak, onların söylediklerinin bir Müslüman'ın söylediğinden ve söyleyeceğinden farklı olacağını düşünmüyorum.

Cevap:
"Dinlerin temel birliği" diyor. Bu Ahmed Şahin'in "amentüde ittifakımız var" sözünü hatırlatıyor.

Eğer birinci maddedeki sözünü, papazların kilisede cemaatlerine "hırsızlık yapmayın, zina etmeyin, dürüst olun vs." söylediğini kasdetmiştir diye te'vil etmeye çalışsaydık, bu ikinci ifadesi bu te'vil yolunu kapardı. Çünkü "Müslüman'ın söylediğinden ve söyleyeceğinden farklı olacağını düşünmüyorum" diyor. Halbuki, bir Müslüman onlara Allahü teâlânın bir (ehad ve vâhid) olduğunu, doğmamış ve doğurmamış olduğunu, Kur'an-ı kerimi, Muhammed aleyhisselamın Peygamberliğini, İslâm dinini anlatacak, onları cehennemden kurtarmaya çalışacaktır. Papazların cemaatlerine bunları anlatmadığını ve hatta bunların tam tersini söylediğini bilmeyen var mıdır? Veya, Odessalı veya başka yerdeki hıristiyanların İsa aleyhisselâmın ardından gitmediğini, Onun yolunda olmadıklarını, Onu takip etmediklerini burada izah etmeye acaba gerek var mıdır?

Son söz: Anlaşılan Gülen, Hıristiyanlarla bolca muhatab olmaktadır. Onlarla görüşürken, siyasî olayım derken, onların hoşuna gidecek şeyler söyleyeyim derken, bilerek veya bilmeyerek İslâm dinine aykırı bir sürü lakırdı etmektedir.

Murat Yazıcı

4 Ocak 2014 Cumartesi

Gülen'in İsa Aleyhisselâm Hakkındaki Yanıltıcı Sözü

Kendi web sitesindeki bir yazıda Fethullah Gülen diyor ki:

"Bazı Hadis-i Şeriflerde, yani Peygamber Efendimiz'in bazı sözlerinde Hz. İsa efendimizin Kıyamet'e yakın yeryüzüne ineceği beyan buyrulmaktadır. Bazı âlimler, bu hadisleri onun ceset-ruh beraber yeryüzüne inip, Allah'ın Dini adına önemli bir fonksiyon göreceği şeklinde yorumlarken, daha başka âlimler onu, Âhir Zaman'da Allah'ın Dini adına Hz. İsa'nın mesajında öncelikle temsil edilen maneviyat, ruhaniyet, haramlardan azamî kaçınma, azamî takva, zühd, anne-babaya tam iyilik, tıb, yani insanların maddî-manevî hayatlarını kurtarma ilmi ve gayreti, helâl yollardan kazanıp, kazançta haram yollara asla tevessül etmeme, insanlarla tam diyalog, hoşgörü, kavgadan-savaşlardan-çatışmalardan kaçınma, dost-düşman herkese iyilikte bulunma gibi İslâmî düsturların daha çok öne çıkacağı, çıkması gerektiği şeklinde anlamaktadırlar."

http://tr.fgulen.com/content/view/16939/11/

Gülen'in burada "...daha başka âlimler onu,..." diyerek yazdığı yanlıştır. Bunları söyleyen bir âlim bilmiyoruz. Eğer kaderi inkâr edecek veya -haşa- Allahü teâlâ geleceği bilmez diyecek kadar azgınlaşmış bazı zamâne din adamları akla gelirse, onlar "âlim" kategorisine girmez ve onların sapık sözleri on dört asırdır hiç bir âlimin inkâr etmediği bir husustan şüphe etmek için sebeb olamaz.

İmam-ı a'zam Ebu Hanife rahimehullah buyuruyor ki:

"Deccal'ın, Ye'cuc ve Me'cûc'un çıkması, güneşin batıdan doğması, İsa aleyhisselâmın gökten inmesi ve sahih haberlerde varid olduğu üzere diğer kıyamet alâmetleri haktır ve vuku bulacaktır." (el-Fıkhu'l-ekber)

Bu hususta burada yüzlerce âlimden nakiller yapılabilir; ancak aklı ve insafı olan için Ehl-i sünnetin reisinin bu ifadesi yeterlidir. Sadece "akademik bilgi" olarak, Yard. Doç. Dr. Ebubekir Sifil'in şu sözlerini buraya almakta fayda görüyorum:

"Sahabeden otuz civarında insan Efendimiz (aleyhi’s-salâtu ve’s-selâm)a ref‘ ederek, ona dayandırarak İsa (aleyhi’s-selâm)ın kıyamete yakın yeryüzüne ineceğini çeşitli bağlamlarda nakletmişler. Kimi uzun, kimi kısa. Kimi olayın şurasını anlatmış, kimi burasını… Ama bütün hepsinin müşterek noktası odur ki İsâ (aleyhi’s-selâm) kıyâmete yakın yeryüzüne inecek. ... Otuz küsür sahâbî ve yetmiş küsür merfû‘ hadis, otuz küsür de sahâbî sözü olarak nakledilmiş rivâyet. Yüz küsür rivayet bugün elimizde sağlam olarak mevcut ki, Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) yeryüzüne kıyâmete yakın inecek,.... Otuz küsür sahâbî râvî… bu Sahâbe’den bize doğru gelirken her tabakada artarak, kabararak gelen bir silsile.. Yani Sahâbe tabakasında otuz ise bu rakam, onlardan nakleden Tâbiûn sayısında biraz daha artacak, râvî sayısı artacak. Onlardan nakleden Tebe-i tâbiîn sayısı daha artacak, derken bize kadar şüphenin gölgesinin bile düşmediği bir tevâtür olarak gelecek." (Dâru’l-Hikme – Şubat 2006)

Nitekim, Ahmed Davudoğlu'nun hazırladığı Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi'nde şöyle yazılıdır:

"İsâ aleyhisselâmın âhir zaman­da yeryüzüne ineceğini bildiren mütevâtir hadislere muaraza eden ve onun öldüğünü gösteren tek bir hadis yoktur. Kur'ân-ı Kerîm onun öl­dürülmeden göğe çekildiğini haber verirken ve Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) kıyamete yakın yeryüzüne indirileceğini bildirirken onun öl­meyip hâlâ sağ bulunduğuna inanmak elbette her müslümana farz olur. Bunda şüphe eden bilicma' kâfirdir." (c.2, s. 571)

Murat Yazıcı

1 Ocak 2014 Çarşamba

Mehmet Paksu'nun Yanlış İfadesi

"Sorularla İslamiyet" isimli sitede, Mehmet Paksu imzalı bir yazıda aynen şöyle denmektedir:

"Bu sözü "gökte Allah var", "üstümüzde Allah var" şeklinde söyleyenler de vardır. Fakat Allah yerde ve gökte aranmaz, O her yerdedir. Çünkü Allah’ın olmadığı hiçbir yer yoktur. O’na bir mekân ve yer isnat etmek söz konusu olamaz. Böyle bir şeyin olması da mümkün değildir."














Dikkat edilirse, bu ifadede açık bir tezad (çelişki) mevcuttur. Hem "O her yerdedir. Çünkü Allah’ın olmadığı hiçbir yer yoktur" diyor, hem de sonra "O’na bir mekân ve yer isnat etmek söz konusu olamaz" diyor. Halbuki, "O her yerdedir" denildiği zaman, O'nun (haşa) her mekânda olduğunu söylenmiş olur.

Burada geçen "O her yerdedir. Çünkü Allah’ın olmadığı hiçbir yer yoktur." ifadesinin caiz olmadığı aşağıdaki iktibaslardan görülebilir. Meşhur Mızraklı İlmihal'de diyor ki:

"Bir kimse Allahdan hâli [boş] yer yok dese veyâ Allahü teâlâ gökdedir dese, kâfir olur demişler." (Miftahu'l-Cenne-Mızraklı İlmihal, Bedir Yay., s.116)

Muhammed Hâdimî (vefatı m. 1762) rahimehullah diyor ki:

“Allahü teâlâ bize Arştan veya gökten bakıyor veya görüyor demek küfürdür....Yine Allahü teâlâyı dış uzuvla sıfatladığı veya onun kemâl sıfatlarından bir sıfatı nefy ettiği (kaldırdığı) zaman veya hülul [içine girmek] veya ittihad [birleşmek] ile [O'nu vasıfladığı zaman] yani Allahın âlemin içine girdiğine veya âlemle bir olduğuna kail olduğu zaman veya mekân ile onu vasıfladığı zaman da yine böylece kâfir olur.” (Berika, Kahraman Yayınları, c.2, s.445-446)

Feteva-i Hindiyye tercümesinde şu ifadeler var:

"Allahü Teâlâ için, mekân iddia eden kimse kâfir olur. "Allahın olmadığı, boş bir yer yoktur" diyen kimse, kâfir olur." (Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 4/312-319.)

İslâm âlimleri mecaz olarak “Allahü teâlâ her yerde hâzır ve nâzırdır" demişlerdir, ama "her yerdedir" dememişlerdir. Çünkü, "her yerdedir" dendiği zaman mecaz ortadan kalkmaktadır.

İskilibli Âtıf Efendi (şehid edilişi m. 1926) rahimehullah Mir’atü’l-İslam risalesinde şöyle diyor:

“[Allahü teâlâ] Mekândan, sağ, sol, arka, ön, alt, üst gibi cihetten ve yerlerde, göklerde bulunmaktan münezzehdir. Binaenaleyh, Cenâb-ı Hak her yerde hâzır ve nâzırdır demek, ilm-i ilahisi her şeyi ihata edicidir, demektir. Yoksa zat ve vücudu her yerde hâzır ve nâzırdır, demek değildir.” (bkz. Çile Yayınevi'nin "Frenk Mukallitliği ve İslam" kitabı, s. 154)

Murat Yazıcı

Hakan Şükür'ün Konuşmasındaki Bozuk Söz

Hakan Şükür bugün Zaman Gazetesi'nin web sayfasında yayınlanan bir konuşmasında "yukarıda Allah var" (haşa) ifadesini kullanıyor. Zaman'ın haberi yazışından, bu sözü Fethullah Gülen söylemiş gibi anlaşılıyor:

AK Parti'den ayrılma kararını bir kaç kez Fethullah Gülen Hocaefendi ile istişare etiğini açıklayan Hakan Şükür, Hocaefendi'nin kendisine "Yukarıda Allah var. 'Hakan bey biz çok değer verdiğimiz, aynı hasletleri paylaştığımız insanların yanında olalım." dediğini aktardı.

Kaynak: Zaman Gazetesi web sayfası, 1 Ocak 2014

http://www.zaman.com.tr/gundem_hakan-sukur-sessizligini-bozdu_2190773.html


Hakan Şükür ve bu sözleri neşreden Zaman Gazetesi kullanılan ifadedeki arızayı görmüyorlar. Gazete'nin çift tırnak işaretlerini kullanmasından, "yukarıda Allah var" sözünün Gülen'e ait olduğu anlaşılıyor. Ancak, H. Şükür'ün konuşması videodan dinlenince, bu sözü H. Şükür kendisi söylemiş diye anlaşılıyor. Kesin olan husus, konuşmacının ve gazetenin editörlerinin en temel ilmihal bilgilerinden, Ehl-i sünnet itikadından habersiz oldukları gerçeğidir.

Feteva-i Hindiyye tercümesinde şu ifadeler var:

"Allahü Teâlâ'yı, "yukarıda", "aşağıda" diye vasıflandıran kimse, kâfir olur." (Feteva-i Hindiyye (Feteva-i Alemgiriyye), Akçağ Yayınları: 4/312-319.)

Not: Burada maksadım kimseyi tekfir etmek değildir. Ancak, bu gibi tehlikeli sözlerden çok kaçınmak gerekir. Bu da ancak, Ehl-i sünnet âlimlerinin yazdığı kitapları okumakla, dinimizi Ehl-i sünnet âlimlerinden öğrenmekle olur.

Murat Yazıcı

Yazıların Kaynakları

Bu sayfadaki yazılar genel olarak şu iki kategoriden birine girmektedir:
1. Gazete, dergi veya kitaplardan alınmış kısımlar veya makaleler. Bunların yazarları ve hangi kaynaktan alındığı açıkca belirtilmiştir. İstifadeli olduğunu ve mühim bilgiler ihtiva ettiğini düşündüğüm yazıları -muhtevalarını değiştirmeden- buraya aldım. Bu tür yazılarda ifade edilen görüşler yazarlarına aittir.
2. Kendi araştırmalarıma dayanan, çeşitli kitaplardan ve makalelerden istifade edilerek derlenmiş yazılar. İstifade edilen kaynaklar listelendikten sonra genellikle "Hazırlayan: Murat Yazıcı" ifadesi yazının sonuna eklenmiştir.
Bu sayfadaki yazıların mühim bir kısmını çeşitli forumlarda yayınlamıştım. Bu tür yazılarımı düzeltmeler ve ilaveler yaparak burada toparladım. Gerektiğinde eski yazılara yeni belge ve bilgiler ekliyorum.
Not: Sayfanın sol üst köşesindeki rakam, 3 Ocak 2009'dan bu yana bu sayfanın kaç kere görüntülendiğini göstermektedir. Bu rakama blog yöneticisinin girişleri dahil değildir.

Yazıların Kullanım ve Dağıtımı Hakkında

Bu sayfadaki yazıları kopyalayabilir ve kullanabilirsiniz. Buradaki herhangi bir yazıyı başka bir sitede yayınlarsanız, bu sayfaya ( http://muratyazici.blogspot.com/ ) bağlantı vermenizi rica ederim. Zamanla ilave başlıklar eklemenin yanı sıra, mevcut başlıklara da yeni belgeler eklemeyi planlıyorum. Bu sayfaya bağlantı verildiği takdirde, her okuyucu ilgilendiği yazının en yeni haline ulaşma imkânına sahip olacaktır.

İrtibat

Teklif, tavsiye, düzeltme ve ikazlarınızı (E-mail) adresimi kullanarak bana duyurabilirsiniz: yazici.murat95@yahoo.com.tr. Yazdıklarınızı başkalarının da görmesini isterseniz, ilgili yazıya "yorum" gönderebilirsiniz. Yorumlar gönderildikten ancak bir süre sonra sayfada yayınlanabilmektedir. (Not: Soru sormak için lütfen yorum göndermeyiniz; yorumların çoğunu yayınlayamıyorum. Ancak e-mail mesajlarının hepsine cevap veriyorum.)